140 total views,  1 views today

4.5G: Sağlık etkisi?

Kayıhan Pala

Ülkemizde elektronik haberleşme sektörü giderek büyümekte; bu büyümede iletişimle ilgili teknolojik yenilikler başat bir rol üslenmektedir. Türkiye’de mobil hizmet abone sayısı 2015 yılı sonu itibarıyla 73,6 milyonu aşmış bulunmaktadır. Sektörde faaliyet gösteren işletmecilerin yıllık net satış gelirleri, kayıtlara geçen resmi verilere göre bir önceki yıla göre %18 civarında artmış ve 2015 yılında 39 milyar TL’yi geçmiştir[1].

Son günlerde ülke gündeminde yer alan 4.5G teknolojisinin elektronik haberleşme sektörünü daha da büyütmesi beklenmektedir. Sektörün büyümesi bir yandan “akılsız” cihazların çöpe atılması, diğer yandan da yeni kuşak kablosuz telefon teknolojilerinin yaygın bir biçimde uygulamaya konmasıyla sağlanmaktadır. 2009’da tüm mobil aboneler içerisinde %7,1 olan 3G kullanımı oranı, 2015’te %64,3’e yükselmiştir. Şimdi benzer bir yükselme 4.5G için de beklenmektedir. Sektörün öngörülerine göre ilk bir yıl içerisinde 50 milyondan fazla abone 4.5G kullanmaya başlayacaktır.

Yeni kuşak teknolojilerin kullanılmaya başlanmasıyla birlikte, elektronik haberleşme sektörünün yol açtığı elektromanyetik alan kirliliği de artış göstermektedir. Bir başka deyişle, 4.5G teknolojisiyle birlikte, hem bu teknolojiyi kullanan cep telefonları hem de baz istasyonları nedeniyle, bu ülkede yaşayan yurttaşlar olarak hepimiz artık daha yüksek dozda radyofrekans radyasyona maruz kalacağız.

Bu büyümenin kablosuz telefon ile iletişimin ekonomi politiği açısından değerlendirilmesi bir yana; baz istasyonlarının, cep telefonlarının ve konuşma sürelerinin sağlık etkisi üzerinden değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.

Türkiye mobil abone başına aylık görüşme süresi bakımından bütün Avrupa Birliği ülkelerini geçmiş bulunmaktadır1. Türkiye’de ortalama konuşma süresi Avrupa ortalamasının %60 üzerindedir.

Şirketler aboneleri özendirmek için sağlık etkileri ile ilgili her hangi bir değerlendirme yapılmaksızın kolaylıkla kampanyalar düzenleyebilmektedir.

Sağlık Bakanlığı ne abone başına düşen ortalama konuşma süresinin ülkemizde çok fazla olması, ne de başka ülkelerde henüz kullanılmaya başlanmamış 4.5G teknolojisinin ülkemizde hızlıca kullanılmaya başlanmasıyla ilgili bir görüş ya da tutum açıklamıştır.

Oysa cep telefonlarının ve baz istasyonlarının çok sayıda olumsuz sağlık etkisi söz konusudur. Elektromanyetik alanlar 2011 yılında Dünya Sağlık Örgütü tarafından insan için «olası karsinojen» olarak sınıflandırılmıştır[2]. Bu yılın sonuna doğru bilimsel araştırmaların bulguları ışığında Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılması beklenen açıklama ile cep telefonlarının ve baz istasyonlarının yol açtığı sağlık sorunları ile ilgili olarak kamuoyuna daha ayrıntılı bilgi verilmesi beklenmektedir.

Cep telefonu kullanımı sırasında deri ve diğer yüzeysel organlar tarafından soğurulan radyofrekans enerjinin beyin ve diğer organları olumsuz etkilediği bilinmektedir. Akustik nörinom adı verilen işitme siniri tümörü ile cep telefonu kullanımı arasında bağlantı olduğu gösterilmiştir. Cep telefonunu çok fazla kullanan kişilerde glioma adı verilen beyin tümörünün, kullanmayanlara göre daha fazla ortaya çıktığına ilişkin araştırma bulguları söz konusudur[3]. Cep telefonu kullanımı bilişsel işlevleri etkilemekte, uyku ve kalp atım hızında bozukluklar ve kan basıncı yükselmelerine yol açmaktadır.

Elektronik haberleşme sektörü ve sektörün yeni kuşak teknolojileri devreye alma girişimleri “İhtiyatlılık koruması” izdüşümünden ele alınmalıdır. Bilindiği gibi, ihtiyatlılık koruması kanıtın eksik olduğu, ancak halk sağlığına yönelik tehdidin önlenmemesi riskinin çok yüksek olarak değerlendirildiği durumlarda, halk sağlığı risklerinden kaçınmak amacıyla koruyucu önlemler alınmasını içermektedir. Unutulmamalıdır, kanıtın yokluğu yokluğun kanıtı değildir.

Cep telefonu kullanım süresine bağlı olarak sağlıkla ilgili rahatsızlıkların ve hastalıkların arttığı bilinmektedir. 4.5G teknolojisine geçilmesiyle birlikte cep telefonlarının ve baz istasyonlarının meydana getirdiği elektromanyetik alan şiddetinin ve buna bağlı olarak başta çocuk ve ergenler olmak üzere tüm yurttaşların etkileniminin artması da kaçınılmazdır.

Hayatı daha mutlu ve yaşanılır kılmaya yönelik yeni bir teknolojinin kullanılmaya başlanması güzel bir girişimdir. Ancak gerçekten amacın “Hayatı daha mutlu ve yaşanılır kılmak” olduğundan emin olmak gerekir.

Hemen her şeyin fiyatının bilindiği, ancak neredeyse hiçbir şeyin değerinin bilinmediği bu kapitalist çağda, büyük insanlık yine bir tehdit ile karşı karşıyadır. Kar maksimizasyonu bir kez daha insanlık değerlerini ortadan kaldırmaya adaydır.

Elektronik haberleşme sektörü yalnızca GSM şirketlerine büyük kar sağlayan bir sektör olarak değil; bütün yurttaşların sağlığını tehdit etme olasılığı olan bir risk etmeni olarak ele alınmalı; bilimsel bilgiler ışığında cep telefonu sahipliği, kullanma süreleri, elektromanyetik alan sınır değerleri ve etkilenimin izlenmesi/değerlendirmesi ile ilgili ivedi olarak yasal düzenleme yapılmalıdır.

[1] Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, http://www.btk.gov.tr/File/?path=ROOT%2f1%2fDocuments%2fSayfalar%2fPazar_Verileri%2f2015-Q4.pdf

[2] WHO, Electromagnetic fields and public health: mobile phones, http://www.who.int/mediacentre/factsheets/fs193/en/

[3]NIH, Cell Phones and Cancer Risk,

http://www.cancer.gov/about-cancer/causes-prevention/risk/radiation/cell-phones-fact-sheet

admin

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir