117 total views,  1 views today

Hekime başvuru neden artıyor?

Kayıhan Pala[1]

On yıl önce üç dolaylarında olan kişi başına hekime ortalama olarak bir yıl içinde yapılan başvuru sayısı, 2011 yılında sekizi geçti. Bu sayı Avrupa ülkelerinin çoğundan daha yüksek. Peki ne oldu da yurttaşlarımız çok daha fazla hekime başvurmaya başladı? Ülkemizde son yıllarda herkesi etkileyen bir salgın mı yaşanıyor?

Öncelikle şunu söyleyelim; hekime başvuru sayısının yüksek olması sağlık hizmetlerinde bir kalite göstergesi ya da sağlık göstergelerinde bir iyileşme bulgusu değil. Örneğin dünyanın en iyi sağlık göstergelerinden birine sahip olan İsveç’te yurttaşlar yılda yalnızca üç kez hekime başvuruyorlar.

Kişi başına yıllık hekime başvuru sayısı OECD ülkelerinde altının biraz üzerinde. İngiltere’de beş, ABD’de dört, Fransa’da ve İtalya’da yedi; peki bizde neden sekizi geçti; hızla dokuza doğru tırmanıyor?

Kıyasladığımız ülkelerle Türkiye arasında büyük bir demografik farklılık var. Ülkemizin nüfusu çok daha genç. Bizde altmış beş ve üzeri yaştakilerin tüm nüfusa oranı %7 dolaylarında. OECD ülkelerinde İngiltere, Fransa ve ABD’de yaşlı nüfus bizdeki oranın iki katından daha fazla. Yaşlıların daha yüksek oranda hekime başvurma gereksinimi olduğu bilindiğine göre; bizdeki hekime başvurunun hızla artmasını nasıl açıklayabiliriz?

Ne oldu da son on yıl içinde yurttaşlarımız çok daha fazla hekime başvurmaya başladı? Hükümet bu durumu sağlık hizmetlerine başvurunun kolaylaşması ile açıklamaya çalışıyor. Bu sav doğru olsa bile, bu durumda yurttaşlarımızı İsveçli yurttaşlardan daha fazla hekime başvurmaya zorlayan bir sağlık gereksiniminin de açıklanması gerekir. Oysa böyle bir açıklamanın yapıldığına tanık olmuyoruz.

Yapılan araştırmalar on yıl önce hekime başvuru ile ilgili olarak karşılanamayan bir gereksinim olduğunu doğruluyor. Bir başka deyişle yurttaşlarımızın yılda hekime beş kez başvurabilmesi gerekirken, başvuru sayısı üçün biraz üzerinde gerçekleşebiliyordu. Ancak hekime başvuru sayısının günümüzdeki artışı, yurttaşın gereksinimlerini karşılamaktan çok farklı bir anlam ifade etmeye başladı. Çünkü yurttaş gereksiniminden daha fazla hekime başvurmaya zorlanıyor.

Artık kışkırtılmış bir talep ile karşı karşıyayız. Bir yandan yaklaşık on beş milyon yurttaşımızın yeterince yoksul olmamak ya da prim borcu bulunmak gibi nedenlerle Genel Sağlık Sigortası (GSS) kapsamında yer alamaması nedeniyle sağlık hizmetlerine erişim sorunu sürerken; diğer yandan da GSS kapsamındaki kimi yurttaşlarımızın yılda on beş yirmiye varan hekime başvuruları söz konusu.

Bunun en önemli nedeni, günümüzde artık hekime başvuru tek başına sağlık hizmeti gereksiniminin karşılanması anlamına gelmiyor. Aynı zamanda küresel sağlık piyasasında talep yaratılmasının bir göstergesi. Üstelik bu talebi ülkemizde yaratan en önemli ögelerden biri Hükümetlerin son on yılda yürürlüğe koydukları sağlık reformlarıdır.

Hasta hekim ilişkisinde en önemli özelliklerden birisi karşılıklı güvendir. Hasta hekimine güvenemezse, hekimin hastalığıyla ilgili tedavi önerilerini uygulamakta sorun yaşar. Bu durumda bir başka hekime başvurmayı seçebilir. Hastanın hekime güvenebilmesinin önkoşulu hekimin kendisine yeterli süreyi ayırabilmesidir.

Bu süre hem iyi bir iletişimi, hem hastalığın öyküsünün alınmasını hem de kapsamlı bir fizik muayene ile gereksinim duyulan tetkiklerin istenmesini ve hastaya hekim tarafından konulan öntanı / tanı ile ilgili doyurucu bir açıklamanın yapılmasını kapsar. Hekimliğin evrensel ilkelerine göre bu süre ilk muayene için en az yirmi dakika olmalıdır.  Yaş grubu ve uzmanlık alanına göre farklılık gösterebilir. Örneğin çocuklarda bu süre en az yarım saate kadar çıkabilir.

Hekimlerin %60’ından fazlasının haftada en çok yüz hasta baktığı ABD’de geçtiğimiz ay yayınlanan bir araştırma hastalarına yeterince zaman ayıramayan hekimlerin koydukları tanı ve önerdikleri tedaviden yeterince memnun olmadıklarını göstermektedir.

Ülkemizde uygulanan sağlık reformları hekimlerin hastalarına çok az zaman ayırabilmeleri nedeniyle hastaları aynı hastalık sırasında ikinci, hatta üçüncü hekime başvurmaya zorlamaktadır. GSS kapsamı içerisinde yer alan yurttaş hastalandığında öylesine kısır bir döngünün içerisinde bulur ki kendini; çoğu zaman ikinci hatta üçüncü bir hekime başvurmaktan kendini kurtaramaz. GSS kapsamı içerisinde yer alamayan yurttaş için bu anlamda her hangi bir sorun yoktur; çünkü zaten hiçbir hekime başvuramaz…

Bu kısır döngünün devlet hastaneleri bölümünü biraz açıklamaya çalışalım.

Devlet hastaneleri artık devlet bütçesinden gelen para ile değil, döner sermaye bütçesine giren para ile ayakta durabilmektedir. Hastanelerin elektrik ve su paraları bile döner sermaye bütçesinden ödenmektedir. Döner sermaye ise neredeyse tamamen Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan (SGK) gelen para ile çevrilmektedir. SGK döner sermayelere parayı “satın aldığı hizmet” bağlamında ödemektedir.

Hastanelerin döner sermayelerine giren parayı artırmak için “satacakları hizmeti” artırmaktan başka yolları yoktur. Hizmetin nicelik olarak artırılması zorunludur. Satın alma sırasında örneğin hasta muayene süresinin yirmi dakikadan az olması gibi hizmetin niteliğinin gözetilmesi söz konusu olmadığı için, hastane yöneticileri niteliği hiç dikkate almaksızın niceliği artırmaya çalışabilir.

Kısır döngünün diğer ayağında da hekimler bulunmaktadır. Hükümet hekimleri kamudaki en düşük maaşlardan biriyle istihdam etmektedir. Daha fazla para kazanmanın yolunu ise “performans” adı verilen bir tür hizmet başı ödeme sistemiyle göstermektedir. Getirilen bu ek ödeme sistemiyle hekimin toplam gelirinin üçte ikisi hizmet başı ödemeden alınabilmektedir. Diğer bir deyişle sistem hekimlere “daha fazla hizmet sun, daha fazla kazan” demektedir.

Geriye bu döngüye yurttaşların katılımının sağlanması kalmıştır. Yurttaş “hekim seçme özgürlüğü” ya da “hizmete erişim kolaylığı” gibi propaganda tümceleri ile bu döngüye kolayca ikna edilmiştir.

Şimdi bu yazının başlığında sorduğumuz soruya geri dönelim. Ülkemizde hekime başvuru neden artıyor?

Bu artışın tek başına eski Sağlık Bakanının dediği gibi sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaştırılmasıyla ilgisinin olmadığı anlaşıldı. Yurttaş da artık bunun farkında. Acil servislerdeki kuyruğu gördükten sonra sağlık hizmetlerine erişimin çok kolay olduğunu söyleyebilmek için yalnızca gözlerin kör olması yetmiyor, aynı zaman da yüreklerin duyarsız olması da gerekiyor.

Geriye “piyasaya para kazandırmak” yanıtı kalıyor.

[1] Prof.Dr., Bursa Tabip Odası Başkanı

admin

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir