142 total views,  2 views today

Sağlık Bakanı’nın Bursa’dan aday yapılması, yıllardır gündeme getirdiğimiz Bursa’nın sağlık alanındaki acıklı durumunun iktidar partisi tarafından da kabul edilmesi anlamına geliyor.

Bursa’da yaşayanlar uzun zamandır bunun farkındaydı. Nihayet kendileri de kabul ettiler. Bursa’nın sağlık düzeyi, kentin başka alanlardaki sıralaması ile kıyaslandığında epeyce kötü. Bunun için bizzat Sağlık Bakanı’nı aday gösterdiler.

Bu aday gösterme bir işe yarar mı bilemiyoruz; çünkü seçime kadar Bursa’nın sağlık sorunları ile ilgili kapsamlı girişimlerin yapılması olanaklı değil.

Seçimden sonra ise hangi partinin iktidara gelebileceği açık olarak belli olmadığı gibi, şimdiki Bakan’ın yine Sağlık Bakanı olup olmayacağı da belli değil.

Olsun, Genel Seçim öncesinde iktidar partisi tarafından Bursa’nın sağlık alanındaki geri bırakılmışlığının kabul edilmesi de önemli bir aşamadır.

Bursa’nın sağlık alanındaki en önemli sorunları birinci basamak sağlık hizmetlerinin yeterince desteklenmemesi, nüfusa göre sağlık kuruluşu sayısı ile sağlık çalışanı sayısının istenen düzeye gelmemesi, kent merkezine Sağlık Bakanlığı’nın ısrarla yatırım yapmayarak özel sektörün desteklenmesi ve yoğun bakım yataklarında yaşanan yetersizlik olarak sıralanabilir.

Bugün özellikle kent merkezindeki Aile Sağlığı Merkezlerinin yaklaşık üçte biri hizmetin kaliteli olarak sunulabilmesi için gereken mekânsal özelliklere sahip değildir.

Sağlık göstergeleri söz konusu olduğunda; Bursa’nın sıralamadaki yeri halen içler acısıdır.

Örneğin yüz bin kişi başına düşen hastane yatak sayısında Bursa 246 yatak ile 41. sıradadır (Türkiye ortalaması 265); Sağlık Bakanı’nın kenti Edirne 479 yatak ile Türkiye dördüncüsüdür.

Özel hastane sayısı 2008-2012 yılları arasında iki kat artış göstererek 9’dan 17’ye çıkartılırken; Sağlık Bakanlığı kurum sayısı 21’de sabit kalmıştır.

Aynı yıllar arasında Sağlık Bakanlığı’na bağlı kurumlarda yatak artış oranı yalnızca yüzde 6,9 iken, bu oran özel hastanelerde yüzde 70,8 olarak gerçekleşmiştir.

Sağlık Bakanlığı kamu sağlık yatırımları açısından Bursa’yı gözden çıkarmış görünmektedir. Bir başka deyişle; Sağlık Bakanlığı Bursa’da yataklı tedavi hizmetlerini özel sektöre terk etmek niyetindedir.

2009 yılındaki Yerel Seçimler öncesinde bizzat Büyükşehir Belediye Başkanı ve Çalışma Bakanı tarafından söz verilen Fatih Sultan Mehmet Bulvarı’ndaki Nilüfer Devlet Hastanesi’nin daha projesinin bile ortada olmaması, Sağlık Bakanlığı’nın Bursa’daki kamu sağlık yatırımları konusundaki samimiyetini göstermesi bakımından önemlidir.

Çekirge’deki çocuk hastanesini kapatan Bakanlık, Osmangazi ilçesinde yaşayan 700 binin üzerindeki çocuğu kentin en doğusundaki ya da en batısındaki iki hastaneden birine başvurmak zorunda bırakmaktadır. Her iki hastane de kapasitesinin üzerinde hizmet sunmaya uğraşırken, kent merkezine bir çocuk hastanesi yapılması gündemde bile değildir.

Bakanlık, Bursa’da yaşayanların coğrafi olarak hastanelere ulaşabilmesini göz ardı etmekte ve başta dar gelirliler olmak üzere Bursa’da yaşayanları “Kamu-Özel Ortaklığı” yöntemiyle yapılması planlanan kent dışındaki “Şehir Hastanesi” ne mahkûm etmeye çalışmaktadır.

Kamu-Özel Ortaklığı, devletin bir özel şirket grubuyla uzun süreli (49 yıla kadar) sözleşme ilişkisi kurması esasına dayanır. Bu sözleşmenin konusu, kamu hizmeti verilecek tesisin (Hastane, okul, hapishane, otoyol vb.) özel şirketler tarafından yapılarak devlete kiraya verilmesi, devletin de hem şirketlere kira ödemesi hem de bu tesiste verilecek “çekirdek hizmet” dışındaki hizmetleri bu şirketlere devretmesidir.

Kamu-Özel Ortaklığı her ne kadar adında “ortaklık” sözcüğü geçse bile, gerçek anlamda ortaklık olarak adlandırılamayacak bir kavramdır. Kısaca kamunun özel sektörden aldığı hizmet ve arsası kendinden olmak üzere yaptırdığı ve uzun bir süre sonra sahibi olacağı binalar karşılığında kira ödemesi biçiminde tanımlanabilir.

Ortaklardan birinin diğerine kira ödediği bir birlikteliğin, ortaklık olarak nitelendirilmesi söz konusu olamayacağına göre; aslında bu sistemi “kamudan özel sektöre kaynak aktarmak” olarak tanımlamak daha doğru olacaktır.

Kamu-Özel-Ortaklığı yönteminin sağlık alanında uygulandığı ülkelerde bu uygulamaların piyasa için yeni fırsatlar sağlayan bir yaklaşım olduğu, amacının kamu yararı olmadığı bilinmektedir.

Kamu-Özel Ortaklığı çerçevesinde çalışan hastaneler, sağlık hizmetleri sistemini eriten, özel ve kâr amaçlı hizmetler vermektedir. Burada hizmetin odak noktasını insanın sağlığı değil, elde edilecek kâr oluşturmaktadır.

Şehir hastaneleri için yapılan ihalelerde Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen sabit yatırım tutarı ile yıllık kira bedelleri incelendiğinde çok yüksek tutarların ödeneceği anlaşılmaktadır. Örneğin Kayseri ihalesinde (Toplam 1583 yatak) sabit yatırım tutarı 427 milyon TL olan “Şehir Hastanesi” için 25 yılda toplam olarak 3 milyar 443 milyon TL kira ödenmesi öngörülmektedir.

Henüz Bursa şehir hastanesinin ihale bedeli belli değildir. Ancak şehir hastanesinin, bir tür özel hastane gibi çalıştırılacak olması nedeniyle, Bursa’da yoksullar ve dezavantajlı kesimler tarafından yaşanan kamu hastane yatağı yetersizliği ile yoğun bakım yatağı yetersizliği sorunlarına çözüm oluşturmayacağı açıktır.

Daha önce de dile getirdiğimiz gibi, Bursa sağlık alanında daha fazlasını hak etmektedir.

admin