117 total views,  1 views today

Sağlıkta şiddet salgını

Kayıhan Pala

Sağlık Bakanlığı verilerine göre, yaklaşık olarak ayda yedi yüz adet sağlık kuruluşlarında yaşanan şiddet olgusu kayıtlara geçiyor. Şiddetin mağdurlarını olguların yarısından fazlasında hekimler oluşturuyor. Hem kayıtlar, hem de gözlemlerimiz geçmiş yıllarla kıyaslandığında özellikle son birkaç yıl içinde sağlık alanında şiddetin çok arttığını gösteriyor.

Şiddet bir insanlık suçudur. Önlemek için başta karar vericiler olmak üzere herkes üzerine düşeni yapmalıdır.

Sorunu çözebilmek için şiddete yol açan etmenlerin kök nedenleriyle birlikte iyi bilinmesi gerekiyor. Sağlık alanında şiddetin artışı ile ilgili yapılan çalışmalar üç temel nedene vurgu yapıyor.

Birincisi, bütün dünyada ve ülkemizde yaşamın her alanında şiddet giderek artıyor. Kapitalizmin insanı insana yabancılaştıran yapısı gün geçtikçe kendini daha yakıcı bir biçimde duyumsatıyor. Refah düzeyi insanları bir birinden ayıran en temel göstergelerden biri olarak eşitsizliklerin dünyanın hemen her yerinde gün geçtikçe arttığını gözler önüne seriyor. Yoksulun ayakkabı peşinde olduğu bir dünyada, zenginler sürekli araba değiştiriyor. Şiddet, iktidar isteminin en ilkel yöntemlerinden birisidir. Refahın paylaşımında söz sahibi olamayan, içinde bulunduğu sosyal sınıfı atlayarak bir üst sınıfa geçme olasılığı toplumun büyük çoğunluğu için bulunmayan insanlar, “yitik” bir duruma itilip ötekileştiriliyor.  Ötekileştirilen ve gerçekten de kaybedecek çok az şeyi olan insanların bir çeşit iktidar talebi olarak şiddete yönelmeleri de gün geçtikçe artıyor.

İkincisi ülkemizde bilimin ve iyi eğitimli olmanın değersizleştirildiği bir dönemin yaşandığına ilişkin bir algı söz konusudur. Sağlık alanında şiddeti de hasta ve yakınlarının bir iktidar talebi haline getiren bir yapının varlığından ne yazık ki söz etmek zorundayız. Sağlığın doğası gereği ilk çağlardan bu yana yaşanan bilgi asimetrisi, sağlık hizmeti sırasında hastayı yaşamın diğer alanlarından farklı olarak hiç olmadığı kadar edilgen bir duruma zorlar. Bir başka deyişle, hasta, sağlıkla ilgili olarak yeterince bilgi sahibi olmadığı için hekim ne derse uymak zorunda kalır; bu ilişkide hekim iktidardadır. Ancak bilgi asimetrisinin sağlık hizmetinin doğasından kaynaklandığının ayırdında olmayan ve hekimleri değersizleştiren politikalara kucak açan kimi yurttaşların; sağlık hizmeti sunumu sırasındaki iktidar talebi kimi zaman sözel, kimi zaman da fiziksel şiddet olarak kendini gösterebiliyor. Sözgelimi, eskiden parmakla usulca vurulduktan sonra içeriden “Gir” komutu beklenilerek girilen hasta muayene odalarına, bugün insanı hayrete düşürecek biçimde kapıları tekmeyle açılarak rahatlıkla girilebilmektedir.

Son olarak da sağlık sisteminin etkisi ön plana çıkarılmaktadır. Sağlıkta Dönüşüm Programı adıyla uygulanan neoliberal politikalar bir yandan büyük bir piyasa yaratabilmek amacıyla hastaların beklentilerini çok yükseltmiş, diğer yandan da daha fazla kar edebilmek uğruna sağlık hizmetinin bilimsel standartlarıyla oynayarak (5 dakikada hasta muayenesi gibi) nitelikli sağlık hizmeti sunmayı neredeyse olanaksız hale getirmiştir. Beklentilerine karşılık bulamayan, aldığı hizmetten hoşnut olmayan çok sayıda yurttaş tepkisini bu ilişkideki iktidarın değişimine odaklamaya başladığında, şiddet kendini göstermeye de başlamıştır.

Sağlık hizmetinden memnuniyet yüksekken, bu nasıl bir çözümleme diyenler için; memnuniyetin sağlık hizmeti almayanlarda görece eskiye göre daha yüksek (% 50-70), hizmeti alanlarda ise %35’lere kadar düştüğünü söylememiz gerekir. Yapılan araştırmalar bu durumu açıklıkla ortaya koymaktadır.

Şiddetin ortaya çıkmasında hekimlerin ve sağlık çalışanlarının da payı bulunmaktadır. Bazı hekimlerin bilgi asimetrisini gereksiz yere yücelterek buradan bir iktidar elde etmeye çalışmaları, hasta hekim ilişkisini zaman zaman sıkıntılı bir duruma düşürmüştür. Bu ilişkide bilginin belirleyiciliği kesindir, ancak karar verme süreci açısından hastanın yeterince bilgilendirilmesi ve koruma / tedavi ve esenlendirme ile ilgili kararın kendi istencine bırakılması gerekirken, burada zaman zaman aksamalar olduğunu, hatta bu süreci doğru yönetmek için sistematik bir yaklaşımın her zaman kurulamadığını da söylememiz gerekir.

Ayrıca gerek hekimlerin gerekse de sağlık çalışanlarının bir bölümü neoliberal sağlık politikaları uyarınca kendileri için yazılmış senaryodaki rollerini de “başarıyla” oynayarak şiddete uygun bir zemin hazırlayıcı bir işlev de üslenmişlerdir. Örneğin, hasta muayenesi için en az 20 dakika ayırması gerekirken kendisine ancak 5 dakika ayıran bir hekimin hasta açısından artık bu ilişkide belirleyici bir rolünün olması beklenmemelidir. Bu süre içerisinde nitelikli hizmet almaktan yoksun bırakılan hasta, televizyonda politikacılardan dinlediği söylevlerdeki iddiaların karşılanamadığı bir ortamda, kaçınılmaz olarak hekim ile çatışma yaşamaya zorlanmaktadır.

Sağlık alanındaki şiddetin kökenlerine ilişkin çözümlemeler kar amaçlı sağlık politikalarını işaret ederek; çözüme ilişkin başlangıç noktasını da göstermektedir.

Sağlık hizmetine prim, teminat paketi, katkı payı vb. nedenlerle erişim sorunu yaşayan yurttaş, soluğu acil serviste almakta; orada da beklentilerini karşılayamayarak derin bir “ikilem” yaşamaktadır. Ya televizyonlarda nutuk atan politikacıların “bütün sağlık kuruluşlarını size açtık, en üst düzeyde her yerden sağlık hizmeti alabilirsiniz” demeçlerinde, ya da başvurdukları sağlık kuruluşlarının başta acil servisleri olmak üzere, hemen her yerinde, yoğun bakım yataklarında, hasta yataklarında, polikliniklerinde bir yanlışlık bulunmaktadır.

Yurttaş bu ikilemde tercihini şimdilik büyük bir oranda sağlık hizmeti sırasında kendisi için iktidar talebini yaratan politikacılardan yana kullanıyor gibi görünmektedir. Bir gün yurttaş sorunun kök nedenini kavradığında, tercihin değişeceğinden ve şiddetin onu ortaya çıkartan ve büyüten kar amaçlı sağlık politikalarını uygulamaya koyanlara karşı yöneleceğinden kimsenin kuşkusu olmasın.

admin

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir