119 total views,  1 views today

Yurttaşın demokrasi istemi

Kayıhan Pala

Son on gündür, Hükümetin Taksim Gezi Parkı’nın ranta açılması kararının uygulanmasıyla birlikte başlayan direniş, tüm ülkede yurttaşın demokrasi isteminin görünür kılınmasına aracılık etti.

Direnişin hem Hükümet ve AKP tarafından, hem de muhalefet tarafından doğru bir biçimde değerlendirilmesi, ülkemizde gerçek demokrasinin yaşanabilmesine büyük katkı sağlayabilir.

Bu bağlamda direnişin gösterdiklerini ve yanıtlanması beklenen bazı soruları irdelemeye çalışalım. Bu irdelemeyi de direnişe yol açan etmenle başlayıp, direnişin yayılmasına ve uzun soluklu olmasına ilişkin diğer kimi etmenlerle bitirelim.

Direnişi başlatan etmen, Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesilmesini önlemek amacıyla nöbet tutan yurttaşlara bir sabaha karşı polisin şiddet uygulaması oldu. Şiddet hem “orantısızlığı” hem de “keyfiliği” nedeniyle yurttaşların büyük tepkisini çekti ve direniş başladı.

Göz yaşartıcı gazlar ve tazyikli su yüzünden yalnızca Taksim’den Beşiktaş’a kadar bir alan değil, Edirne’den Ardahan’a kadar bütün bir coğrafya etkilendi.

Asıl soru gözlerden kaçırılmaya çalışılsa da, biz ilk olarak oradan başlayalım: İstanbul’un imar planları ile ilgili olarak neden İstanbul ilçe ve Büyükşehir Belediye Meclisleri değil de Başbakan karar veriyor?

Bu soru yanıtlanmadıkça, ardından gelecek soruların yanıtlanmasını beklemek gerçekçi görünmüyor.

Bilindiği gibi, hem bilirkişi raporları Gezi Parkı’nda yapılması planlanan AVM/Rezidans vb. yapıları uygun bulmuyor, hem de Bölge İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı veriyor. İkinci soru; neden Hükümet mahkeme kararlarını yok saymaya yöneliyor?

Akla hemen “rant” ve “iktidar” ikilisinin birlikte yürüttüğü bir politika çağrışımı düşüyor.

Konunun bir başka önemli boyutunu Hükümetin yurttaş tarafından yapılan “barışçıl” eylemlere yönelik “şiddet” içeren yaklaşımı oluşturuyor. Polis şiddetinin ne kadar vahim sonuçlara ulaştığını yalnızca iki örnek üzerinden bile anlamak mümkün. Birincisi Bursa’da polisin şiddet uygulamayan, hatta özenle şiddetten sakınan tutumunun istenmeyen olayları önlemedeki başarısıdır. Gecenin ilerleyen saatlerinde “Gezi Parkı” direnişi ile ilgisi olmayan fanatik bazı küçük grupların provokasyon yaratmakla ilgili girişimleri (Barışçıl eylemcileri taciz etmeye çalışmak, kamu malına zarar vermek vb.) dışında Bursa’da şiddet içeren eylemlilikler söz konusu olmamıştır. İkinci örnek ise polis şiddetinin sonucunda ortaya çıkan sağlıkla ilgili bilançodur. Türk Tabipleri Birliği’ne ulaşan bilgilere göre; 2 yurttaşımız yaşamını yitirmiş, 47 yurttaşımız ağır yaralanmış, 10 kişi gözünü kaybetmiş ve 1 kişinin dalağı alınmış olmak üzere toplam olarak 4.355 yaralı bulunmaktadır…

Hükümetin tazyikli su sıkan TOMA’ya karşı kollarını açan siyah elbiseli kadın ve kendisine göz yaşartıcı gaz sıkan polise karşı kafasını çevirerek yerinden kıpırdamadan direnen kırmızılı kadının simgeleştiği yurttaşlarımızın “barışçıl” eylemlerinden çıkarması gereken çok önemli bir ders var: Yurttaş bu ülkede demokrasi istiyor!

Direnişin toplumun geniş kesimlerinden bu denli yüksek bir destek bulmasının özünde temel olarak “demokrasi istemi” olmakla birlikte, pek çok nedeni olduğu anlaşılmaktadır.

Direnişe katılanların ve destekçilerin sosyal medyadaki paylaşımlarına bakılırsa; kentlerdeki yeşil alanların rant nedeniyle yapılaşmaya açılması, karşılanamayan gereksinimin söz konusu olduğu istenmeyen gebelik hallerinde bile kürtajın hak olmaktan çıkarılması, sanat eserlerinin “ucube” olarak nitelendirilmesi ve sanatçıların istihdamına yönelik düzenlemeler, alkol kullanmanın “zararlı alkol tüketimi” ile eşdeğer tutularak yasaklanmasına yönelik girişimler, maden ve petrol yasalarındaki değişiklikler ile küresel sermayeye yeni imtiyazlar tanınması, nükleer santraller, doğayı yok ederek birçok yere yapılması planlanan termik santraller, HES’ler, temiz suya erişimin hak olmaktan çıkarılmasına yönelik girişimler, kamu kaynaklarının yandaşlara aktarıldığına ilişkin haberler, medyanın basın etik ilkelerini yok sayan habercilik anlayışını benimsemesi, 4+4+4 uygulamasının eğitimde yarattığı olumsuzluklar, eğitim-sağlık-güvenlik gibi sosyal politikada önemli yeri olan hizmet alanlarında kamunun payının azaltılması gibi yurttaşın doğrudan ya da dolaylı olarak yaşam biçimine müdahale edilmesine yönelik girişimler direnişin desteklenmesine zemin hazırlamıştır.

“Ben yaptım oldu” ve “Ben ne istersem yaparım, sandıktan oyların %50’sini alarak çıktım” yaklaşımının toplumun geniş kesimleri tarafından onaylanmadığı açıkça ortaya çıkmıştır.

Yüksek Seçim Kurulu kayıtlarına göre 2011’de kayıtlı seçmen sayısı 50 milyonun üzerindedir. AKP 2011 genel seçimlerinde 21 milyonun üzerinde oy almıştır. Bir başka deyişle, ülkemizde yaşayan yaklaşık 30 milyon seçmen AKP’nin politikalarını benimsemediğini 2011 genel seçimlerinde göstermiştir. AKP seçmenin %40’ının oyunu alarak “bu ülkede yaşayan herkesin” yaşam biçimine kolaylıkla müdahale edebileceği öngörüsünden vaz geçmelidir.

Kaldı ki, yapılan ilk araştırmada “Gezi Parkı” direnişçilerinin %70’inin siyasi bir aidiyetlerinin olmadığı ve %8’inin ise AKP’ye oy vermiş insanlar olduğu da ortaya çıkmıştır.

Direnişin yapısını anlamak için kendisine “çapulcular” diyenlere “çapulcu musun vay vay” diyerek şarkı ile verilen yanıta, iletişimin sürmesini sağlamak için esnafın wi-fi ağlarının şifresizleştirilmesindeki tutumuna, yaralanan direnişçilere ivedi olarak ilk yardımı sağlamak üzere kurulan geçici sağlık istasyonlarına ve direnişin ilk 24 saati içerisinde yalnızca twitter üzerinden yayınlanan iki milyon iletiye bakmak gerekir.

Direnişten muhalefet partilerinin de alması gereken dersler bulunmaktadır. Birincisi, içerisinde milliyetçi/ulusalcı ögeler ön plana çıkan bütün siyasi oluşumlar direniş sürecinde hem Taksim’de parkta direnenler, hem de sokaklarda tepkilerini dile getiren yurttaşların büyük çoğunluğu tarafından dışlanmıştır. İkincisi, barış mücadelesini yalnızca etnik kimlikler ekseninde yürütmeye çalışanlar bu direnişte sınıfta kalmıştır. Üçüncüsü; parti içi demokrasi konusunda yeterliliklerini gösteremeyen siyasi partilerin yurttaştan güçlü bir desteği almasının söz konusu olmadığı yine bu eylemlilikler sürecinde, sokakta, bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Siyasi partilere getirilen %10’luk ülke barajı, genel başkan tarafından belirlenen adaylar gibi demokrasinin işlemesinin önündeki büyük engeller giderilmedikçe; bütün politikacılar, sokaktaki eylemlerin bir biçimde ortaya çıkabileceğini görmelidirler.

Hükümet, kentlerdeki ranta yönelik politikalarının üstünü örtmek için “3 milyar ağaç diktik, çok çevreciyiz” söylemlerine sığınmamalıdır. Bu kadar ağacın on yılda dikilebilmesinin olanaksızlığına ilişkin yürütülen tartışmalar bir yana; sorunun salt ağaç sayısıyla tartışılıyor olunması bile “kent” kavramının yeterince iyi algılanamadığını göstermektedir.

Bursa’da katıldığım ilk yürüyüşte konuştuğum gençlerin bir bölümü, Hükümete karşı eylemlilik içerisinde bulunmalarının en önemli nedenini üniversite giriş sınavlarında bazı öğrencilerin kayırılmasına karşı tepki olarak açıkladılar.

Böyle bir kayırılma olup olmadığı henüz kanıtlanabilmiş olmamasına rağmen, gençlerdeki bu algı, demokrasinin “şeffaflık” bileşenini açıklıkla ortaya koymaktadır. Yurttaş kamunun bütün uygulamalarında haklı olarak şeffaflık istemektedir.

Son yıllarda şeffaflık ile ilgili yaşadığımız çok sayıda sorun (akademik kadro ilanlarında bilimsel ölçütleri gözetmemek, kamu hastane birliklerine yüksek ücretle sözleşmeli olarak atanan yöneticilerin siyasi iktidara yakınlığı, ihale şartnamelerinin belirli firmalara kolaylık sağlamak üzere hazırlandığı iddiaları vb.) yurttaş tarafından tepkiyle karşılanmaktadır. Hükümet ve her düzeydeki kamu yöneticileri bu tepkiyi iyi değerlendirmeli ve gerekli önlemleri ivedi olarak almalıdır.

“Gezi Parkı” direnişini siyasi partilerin örgütlediği bir kalkışma ve Hükümeti devirme operasyonu olarak yorumlayanlar yanıldılar; sahadan kopuk olduklarını bir kez daha gösterdiler.

Demokrasilerde “hesap verme” bileşeni temel olarak seçimlerde gündeme gelir. Başka türlü bir yaklaşım demokrasi ile bağdaşmaz ve Türkiye’de bugün artık yurttaşlar sokaklarda askeri/sivil her hangi bir darbe değil; yalnızca ama yalnızca “demokrasi” istemlerini dile getirmektedir.

admin

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir